5 Temmuz 2011 Salı
Kibir Nöbetlerinden Biri
Fikirleri küçümseyip ürüne odaklanan bir adamın, bir biyoloğu kaale almayıp bir tıp doktoruna büyük saygı duyma olasılığı yüksektir.
Ölçümüz para olduğundan elbette fizik bölümünü bitirmiş biri halk tarafından sadece sıradan bir üniversite mezunu olarak bilinir ama mühendisin önünde ceket iliklenmektedir. Bilindiği gibi biyoloji ve fizik olmadan bahsettiğim iki alanın da gelişmesi mümkün değildir. Ürüne odaklanıp soyut fikri hor görmek aslında hayvanlıktır. Hayvan olmayalım. Buradan hayvanseverlerin de gönlünü alayım, evet hayvanlar kurnazlık nedir bilmezler dolayısıyla hayvan olacaksak da tam hayvan olalım.
Mantık yani düşünce içgüdüyü kontrol ettiği sürece insanlaşırız. Neyse, bu bahsettiğim temelleri pratikte, rutin içerisinde unuttuğumuzdan işçiyken her boku yiyip çok zengin olan kişilere imparator diyoruz, açıklattırmayın iki saat adama. Spor klübünü türlü çakallıklarla şampiyon yapan başkan başarılı oluyor. Daha sayayım mı? "Adamlar yiyor ama çalışıyor" oluyor. Günümüzde gurur, haysiyet ve kişilik kavramlarıyla çok yüksek kazançlar elde edilemediğinden bu niteliklere sahip insanlara "enayi, keriz, saf" gözüyle bakılıyor. Eğer gerçekten ahiret inancı olan bir toplum olsaydık belki de saydığım onurlu özellikler bu kadar küçümsenmezdi, manaya yoğunlaşırdık. Başarı ölçüsünün para olduğu bir toplumda hırsızlık, rüşvet, her türlü torpil meydana gelir. Orman kanunlarına göre hiçbir sıkıntı yok gibi görünüyor. Amacımızın gidişatımızdaki ahlaksızlıkları meşrulaştırmadığını kabul etmek zorundayız.
İnsani duygular görünür olduğu sürece iyiliklerimizle böbürleniyoruz, içten içe karşılık bekleyerek borç para veriyoruz. Daha çok sevilmek için gülümsüyoruz, başımız derde girdiğinde yalnız kalmak istemediğimiz için toplumsallaşıyoruz. Tabii ki özel arkadaşlıklarımız da var bu belirttiğim örneklerden bağımsız olarak edindiğimiz, baş başayken yani birey halimizle kurduğumuz dostluklarımız var. Fakat kalabalık ortamda kurulan tüm arkadaşlıklar menfaat kaygılıdır. Bunun altında çoğunlukla yalnız kalma korkusu yatmaktadır. Yalnızlık temalı epsilon yayınevi müdavimi yazısına çevirmek istemediğimden burayı kısa kesiyorum.
Yukarıda değindiklerimi çoğumuz tek başımıza kaldığımızda düşünüyoruz, kazık yediğimizde de düşünüyoruz. Ya da iyi bir satranç oyuncusu gibi bir hamle sonrasını görebiliyorsanız daha fazla düşünüyorsunuz. İrdelemekten dolayı yorulan insanların yaşadığı sıkıntılar gerçekten onları kimsesizliğe itebiliyor. Kalabalık bir arkadaş ortamında başından geçenleri anlatırken kendini öven insanlara tahammül edememekten tutun da tek başına yürümeye korkup etrafta insanlar varken aslan kesilen insanları ayırt etmeye kadar birçok alanda derinlemesine görüp bunalıma giren insanlar bugün birbirinden habersiz ne yazık ki.
Duygusal, profesyonel olamayan dediğimiz insanlar aslında çok taraflı bir şekilde "duygusal" olarak yaftalanıyor, buna duygusallık demeyi yanlış buluyorum. Duyarlılık daha doğrudur. Duyarlılık, aslında olana bitene ses çıkarmaya iten ve bencil çıkarları hiçe sayan asil, insani bir unsurdur. Günümüzün gençleri evlerinde, okullarında ve sınav sistemlerinde rekabet esnasında kişiliklerinden taviz vererek avantaj elde etmeyi öğrendiği için dejenarasyon hızlanmaktadır. "Arabesk yavşaklığı" diye değinilen konu saptırıldığı gibi hiçbir şekilde müzikal anlamda bir hakaret değildir, kanımca arabeskin topluma "yalakalık etmedim, itildim ve kaybedenlerdenim" şeklinde yansıttığı ajitasyonu eleştiren harika bir tabirdir. Şu bir gerçek ki haksız rekabete karşı olmak, toplumsal ahlaksızlıkları görmek ve benzeri farkındalıklar zaten belirli bir çıtayı aşmış insanda görüleceğinden bu farkındalığa sahip kişiler zaten kolay kolay kaybedenlerden olamaz. En fazla dışlananlardan olur, yapması gereken ise kimliğini eritmeden kendisi gibiler tarafından görülecek şekilde dik durmaktır.
Tarihe yön veren bir sürü dahinin, mucidin sosyal hayatlarına satır aralarında değinilir. Bu üstün zekalı ünlülerin başarısız oldukları takdirde asla saygı göremeyecek kadar dışlanmışlığına yer yer onların biyografilerini okurken rastlarız. Tarihe adını yazdıranlar şanslı dahilerdir.
25 Haziran 2011 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)